Home Contact Sitemap

seyyah'ın güncesi.

Bir yanı eksik bulut parçasıyım , nereye yağsam yarım yamalak bir toprak kokusu.

Son Yazılar

Mesaj Kutusu

Lütfen Dikkat

Burda yayınlamış olduğum anlatımlar şahsıma aittir.. Alınması yada kopyalanması halinde İsmimin belirtilmesi yada Alıntı diye belirtilmesini rica ederim. Telif Hakları Şahsımca Saklıdır ve Bana Aittir. - [(c) Bu şiirlerin ve yazıların her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir]

Ölüm Uykusu

30/11/2009 | Kategori:siirlerim


“Annem öpünce ölmem sanıyordum
alnıma yazacaktı sonsuzluğun büyüsünü...”





Akvaryuma doldurduğum kurşun askerler soluksuz
balıkların gözyaşında savaşın soğuk çığlığı
yıkılan evlerin gölgesinde dudak büküyor çocukluğum
oyunlarımda yaşamın sağır eden ıslığı


yoksul günler atlasında işretlenmiş
bir orman yolu sessizliğindeyim
ölüm korkusuyla nefesime işlenmiş günler


yıllardan geçiyorum
göğsümde bayramların kimsesizliği
yollardan geçiyorum
bakışımda kaldırım uykusunun sefilliği


yaşamak diyorum
vazgeçiyorum...



saçlarımda geziniyor yaz şarkıları
güneş batmadan üşüyor ellerim
oyuncaklarımı versem diyorum
unutup çakıl taşlarının renklerini
gözlerime doluyor üveyliğin tuzlu nemleri



annemi özlüyorum
ölüme yaklaşıyorum...





“yar öpünce nar ağaçları çiçek açar bahar gelir diyordum
göğün mavisini verecekti kuruyan soluğuma...”





bulutlara serdiğim özlemlerim uykusuz
rüyasız gecelerde hep fırtına çıkacak korkusu
yağmur nöbetlerinde ıslanıyor
göğsümü ağrıtan aşklarım



ayrılık ilmeğinde can vermiş
sevda mektubunun harflerindeyim
hasretin acısıyla içime işliyor rüzgar



sulardan geçiyorum
sesimde ırmakların dilsizliği
surlardan geçiyorum
yüzümde şehirlerin yorgun çizgisi



ufka gitmek istiyorum
vazgeçiyorum...



boynumdan asılıyor bir sevdanın künyesi
yaz



ılmıyor ilk dokunuş ve onun ılık nefesi
tüm nergisleri versem diyorum
güllerin cennet kokusuna aldırmayıp
sırtımı sıvazlıyor dağların soğuk elleri



yarimi özlüyorum
nefesim kördüğüm


ölüyorum...



Ayrılığa Göç

28/11/2009 | Kategori:siirlerim


Dokunmayı düşlerim ellerinebuz düşer parmak uçlarımdan
ağaçlar rüzgara secde eder
zaman geçmekten usanan bir ihtiyar

Beyrut’ta barut kokar tüm oyunlar
Lut gölünde güllenir bir kavmin ızdırabı
ağlama duvarında bir çocuğun gülüşü daha solar
hain kesilir Tel Aviv’de tüm sokaklar

yasaklanır duaların kederli yorgunluğu
çan sesi böler uykunun mazlum salasını



ben çöl olurum
sen kurşun ıslığı
kanar yazgımız her çizgide
umutsuzluğumuza gök ağlar...






gözlerinden öpmeyi hayal etsem
kanatlanır bir mısra dudağımdan
bağrım ateş olur
gözlerim umarsız bir masal

Kabil’de bir kız çocuğu eteğine taşları doldurur
su içer saçlarından bir oğlan
ayaklanır tüm dağlar adı isyan olur
ovalarında ölür ilk bakışta bir bahar
Tebriz’e uzanır hasretin kara ırmağı
Farsça yazılır tüm mektuplar



ben ırmak olurum
sen darağacında günahkar
acır parmağımız her ezgide
dilsizliğimize tövbeler tuz basar...







sesini duymak istesem
kurur buğulanan Akdeniz iklimi
göğsümde kudretli topraklar çatlar
umut karalanır dalgaların hırçınlığına
özlem yakamoz olur
dolunay kimsesiz tapınak

Palandökenden çığ düşer unutulan köy yoluna
başaklar boy vermez harmanlar talan olur
sislenir İstanbul , Beyoğlu’na hüzün çöker
vuslat kokar tüm tren garları vedalarla arşınlanır raylar

bozkıra imrenir tüm yeşil ormanlar
duyulmaz yankısı kirpiğimin, ardımdan şehirler yanar



ben yorgun bir göçebe olurum
sen yol kenarında virane bir duvar
yaralar hasretimiz her özleyişte
ayrılığa söylenir tüm şarkılar…









Serdar KESKİN

Bir Şehrin Öyküsü

27/9/2009 | Kategori:siirlerim




Bu şehirde akşam olunca
saçlarım kirli yağmurları özler
paslı bir bıçağın ağzından esen rüzgar
usulca öper dudağımı


iklim arayan ağaçların gölgesine
yoksunluğumuz secde eder
kıblemiz un ufak olan anılarımız olur...




güneş hiç ağlamaz sanıyordum
kirpikleri gölge ederken yüzüme
sisten görünmeyen dağ doruklarını
tanımadan evvel


ellerim üşür
parmaklarımda donma tehlikesi geçirir
sevgilinin unutulan dokunuşları

güneş buz kesilirmiş ağladığında
öğrendim...


bu şehirde
dolunay vakitsiz tren seslerinde kaybolur
sakalındaki salıncaktan bir çocuk düşerdi
dizlerine elma kurusu bağlardı annesi
bahtına küsen gelinlere kına yakar gibi


kuşların kanadını pamukla silerdi ölü doğan çocuklar
ömürlerine üvey evlat olma acısıyla
birazda karanfil döker duasına
üflerdi kuşların kuyruğuna
boynuna astığı mektubun
göğe ulaşmasını ümit ederek


kuşlar kursağından vurulurmuş
gül kokmazsa bulut
ve hilalin ucuna asılırmış özlem
öğrendim...


bu şehirde yaralar gece ayıklanır
saçların güz kokusuna karışır sancılı gülüşler
çoban yıldızından bir toka bağlanır
hayatın ilmeğine nefes gibi


elbisesiyle gömülür tüm aşklar
acının çıplaklığına inat
yangınlara çakıl taşı atılır
ve alevin gözlerinden öper bahar
yaprakların sorgusuna yenilirken


ateş göğsünden ağlarmış kırmızıyı
ve korun ortasına atılırmış umut
öğrendim...




Serdar Keskin

    <<Önceki Sayfa |1/47|